
KÂBE’YE DÖNEREK KIBLEYİ KAYBETMEK
Müslümanlar için mescidlerin hepsi değerlidir. Değerli olmaları, mescidlerin mimarisinden ya da tarihi eser olmalarından kaynaklanmıyor, mescidlerin değeri, onların misyonundan kaynaklanıyor. Mescidlerin misyonu, alemlerin Rabbi olan Allah’a secde edilen yerler olmasında saklı. Allah’a kulluğun en üst makamı olan secdenin gerçekleştiği yerlerdir mescidler. Yine mescidler, bir beldenin İslam, beldesi olduğunun da nişaneleridirler.
Bu mescidler içinde öyle bir mescid vardır ki en sade, en gösterişsiz ama misyon olarak bütün mescitlerden daha önemli bir misyonu vardır. Bütün mescidler, adeta bu mescidin kopyası sayılırlar. Sonradan yapılan mescidler süs ve gösteriş olarak bunu çok geçtiler ama misyon olarak bu mescide kavuşamadılar ve kavuşamayacaklardır. Çünkü bu mescidin misyonunu Allahu Teala belirlemiştir. Bu mescid Kabe’dir. Kabe’yi diğer mescitlerden ayıran en önemli özellik, yeryüzünde ibadet etmek amacıyla inşa edilen ilk yapı olmasıdır. Kabe, Allah’ın emriyle ibadet etmek için inşa edilmiştir. ‘’Yeryüzünde insanlar için yapılan ilk mâbed, bütün insanlık için bir bereket kaynağı, bir hidayet rehberi ve bir yönelme merkezi olan Mekke’deki Kâbe’dir.’’ (Ali İmran 97)
Kabe aynı zamanda tevhidin de sembolüdür. Kabe Müslümanların kıblesi olarak da belirlenmiştir. “Her nereden yolculuğa çıkarsan çık, namaz kılarken yüzünü Mescid-i Harâm’a doğru çevir. Bu emir, Rabbinden gelen gerçek bir emirdir. Allah, yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.” (Bakara 149)
Kâbe, Beytullah’tır, yani Allah’ın evidir. Bu nedenle Kâbe’ye sıradan bir bina gibi davranılamaz. Özellikle Kâbe’nin misyonuna halel getirecek her türlü hareketten uzak durulmalıdır. Kur’an’da bu durum şöyle açıklanmaktadır. “Bir vakit İbrâhim’e Kâbe’nin yerini hazırlayıp göstermiş ve şöyle buyurmuştuk: “Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Evimi, onu tavaf edecekler, huzurumda ibadete duracaklar, rukûya varıp secde edecekler için her türlü kirden temiz tut!” (Hac 26) Kâbe’ye hiçbir kirin bulaşmaması emredilmektedir. Bu sadece maddi kirler değil, aynı zamanda Kâbe’nin misyonunu zedeleyecek kirlerden de Kâbe’yi uzak tutmak gerekmektedir.
Kâbe bugün Suudi Arabistan’ın sınırları içinde bulunuyor. Kâbe’nin bugün bu sınırlar içinde bulunması, Suudilere Kâbe’yi kendi babalarından kalmış bir miras gibi kullanma hakkı vermez. Yine bu Suudilere bir üstünlük de sağlamaz. Bugün Suudilere ya da dünyanın herhangi bir bölgesinde yaşayan Müslümanlara düşen, Kâbe’nin itibarını sarsacak herhangi bir harekette bulunmamalarıdır. Çünkü Kâbe’ye yapılacak herhangi bir yanlış hareket Kâbe’nin Rabbine yapılmıştır.
Geçtiğimiz aylarda Riyad Festivalinde eğlence amaçlı yapılan bir müzik gösterisinde, Kâbe’nin siluetinin yansıtıldığı sahnede dans edilerek yapılan bir gösteri ile Kâbe’ye büyük bir saygısızlık yapıldı. Ne yazık ki yapılan bu saygısızlık nedense hiç de dikkatimizi çekmedi. Riyad’da gösteriyi izleyen peçeli kadınlar yerlerinde dans ederek gösteriyi izliyorlardı, böylece Kâbe’ye yapılan saygısızlığa onlarda danslarıyla eşlik ediyorlardı.
Asıl ilginç olan ve sorulması gereken soru, bu festivale katılması için para verilen Amerikalı kadın sanatçı, ahlaksızca gösterisini yaparken, Müslüman bir beldede, Müslümanların karşısında, Allah’ın Evi olan Kabe figürüne saygısızlığı yapacak cesareti nerede buluyor? Başka bir ülkenin sınırları içinde yapsa, belki sadece saygısızlık denilip geçilebilir ama Kabe’nin gölgesinde ve Müslüman halkın gözlerinin içine baka baka bu saygısızlığı nasıl olurda çok rahat bir şekilde yapabiliyor?
O gösteriyi hazırlayıp Riyad’da sunanlar özelde Suudlulara, genelde de Müslümanlara kutsallarının hiçbir öneminin olmadığının, Müslümanların kutsallarının onlar için oyun ve eğlence mesabesinde olduğu mesajını veriyordu adeta.
Kur’an’a yapılan hakaret veya saygısızlığa dünyanın her tarafından haklı olarak tepkiler yağdı. Hz Muhammed’e hakaretler edilince yine her taraftan tepkiler yağdı. Bu da normaldir. Peki Kabe Allah için değerli değil mi ki yapılan saygısızlığa İslam âleminde ses çıkmadı. Aslına bakıldığında Kabe Allah için o kadar değerli ki, yıkmaya gelen fil ordusuna karşı Ebabilleri göndererek korumayı bizzat kendisinin üstlendiği bir mabettir.
Acaba bu tepkisizliğin sebebi bu olayın Suudi Arabistan’da gerçekleşmiş olması mı? Batılı ülkelerde İslam’ın sembollerine hakaret edilince ortaya çıkan refleksler neden Arabistan’a karşı gösterilmedi?
Arabistan neden böyle bir saygısızlığa alet oldu acaba? Yıllardır dini inançlarından dolayı kadınların araba kullanmalarına izin vermeyen ve Kâbe’nin maketini saygısızlık olur diye dini eğitimde kullanılmasına dahi izin vermeyen bir zihniyet nasıl olurda sahnede yarı çıplak kadınların Kâbe siluetinin önünde dans etmesine ve izleyici kadın ve erkeklerinde yerlerinde dansa eşlik etmesine izin veriyor?
Uzun süreden beri yeni kral Muhammed bin Selman’ın Arabistan için açılımlara gittiğinden bahsediliyor. Yapılan açılım bu mu? Müslümanların kutsal değerlerinin izzetini ayaklar altına alarak mı açılım yapılmakta.
Gerçekleşen açılım değil, zihniyet kaymasıdır. Bu zihniyet kayması da zamanla kıblelerini kaybettirmektedir. Bu kıble kaybı, namaz kılarken bedenen Kâbe’ye dönmek değil, hayatın temel ilkelerini belirlerken yönünü değiştirmektir. Artık günümüzde Kâbe’nin yanı başında kıblesini şaşıran insanlar çoğalmaktadır. Artık Arabistan seküler yaşama geçmek için adımlar atmaktadır. Zaten yaşantıları sekülerdi, artık bunu yasalarla ve yaşantılarıyla deklare etmekteler. Bu arada olan ise Kabe’ye olmaktadır, bütün İslam âlemi için değerli olan ve tevhidin sembolü olan Kâbe’nin misyonu ayaklar altına alınmaktadır.
İşin ilginç olan tarafı kıblesini şaşıran sadece Suudlar değil dünyadaki bütün Müslümanlardır. Çünkü yapılan saygısızlığa hiçbir bölgeden ses çıkarılmadı.
İşin ilginç olan tarafı ise şurada yatmaktadır. Müslümanların namaz kılarken kıble olarak yöneldikleri iki kıblesi de şu an işgal altında. Mescidi Aksa fiili işgalde, Kâbe ise zihni işgalde.
Müslümanlar ne zaman kıblelerini düzeltirlerse işte o zaman fiili ve zihni işgalden kurtulacaklardır.